29.09.2016
   Perşembe

  Baran »»

  Burak »»

  Ercan »»

  Hasan »»

  İsmail »»

  R.Işık »»

  Tada »»











  Çalakalem

  Üyelik

  Mesajınız




















Alemdağ'da Var Bir Orman Katliamı
Siz testereler, kepçeler, iş makineleri ile ağaçları sökerken, sadece o ağaçları değil, tarihimizi, öykülerimizi, anılarımızı, en önemlisi binlerce canlıyı öldürdüğünüzü biliyor musunuz? Kıpır kıpır fundalıklar, arkanızdan, hareketsiz, durağan bir çöl parçasına dönüşüyor. Buralarda çalışan arkadaşlar, ihaleyi alan firmaların yöneticileri, bu projeye beton, asfalt, malzeme sağlayan şirketlerin yetkilileri, sizler ne yaptığınızın farkında mısınız? Gündüz ağaçları kesip, gece nasıl uyku giriyor gözlerinize? Patron istedi diye veya ekmek parası kazanmak için bir canlıyı öldürebilir misiniz? Şimdi yangından mal kaçırır gibi, hızlıca yaptığınız bu katliam, hiç kuşkunuz olmasın, ileride firma firma, isim isim, herkes tarafından öğrenilecek. Binlerce yıllık ormanı, üç gün içinde unutur mu sanıyorsunuz burada yaşayanlar? O zaman, nasıl çıkacaksınız insan içine, hangi yüzle bakacaksınız çocuklarınızın yüzüne?................. (Burak Kaya)

Bir Şarkı Dolaşır
Yitik savdalar kentisin yaşlı İstanbul
Ne poyrazın ne lodosun muştu getirir
Ne postacı gelir ne zil çalar bu kentte
Yalnızlık sel olur kurutur sokaklarını

Zordur Uşşak makamında yaşamak
Şehir İstanbul vakit geceyse üstelik............. (Hasan Öztürk)

Kamerun
Tavsiye edilen restoranların birisi hemen okyanus kıyısında yeşillik bir alanın içerisindeydi. Üstü başı kir pas içinde tırnaklarının içindeki topraklardan çiftçilik yaptığını düşündüğümüz beyaz bir bayan bizi karşıladı. Meğer oranın sahibiymiş. Nereden geldiğimizi öğrenince gözleri doldu boynuma sarıldı. Ve kırık bir aksanla Türkçe konuşmaya başladı. Ailesi uzun yıllar önce göçen bir Ermeni. Anadolu'yu, topraklarını özlemiş. Osmanlı zamanında Anadolu'yu terk etmek zorunda kalan Ermenilerin hüzünlü hikayelerini daha önce de dinlemiştim Afrika'nın çeşitli ülkelerinde. Kendisi birkaç kez gitmiş ata topraklarına, ama artık iyiden iyiye yerleşmiş Doula'ya, artık burada ölürüm diyor..................(Ercan Karaefe)

Kayak Tutkusu
Boyları bir metre ya da biraz daha uzunca, çam ya da gürgen ağacından iki tahta. Uçlarına, eski kalbur ya da elek kasnağından kesilip uyarlanmış el kadar bir parça çakılı. Bu parça, kayağın burnunun kara saplanmasını önlüyor. Kayakları ayağa geçirmek için de takunyadakine benzer lastik kemer çakılmış olurdu. Daha hızlı kaysın diye tahtaların altına bal mumu sürülürdü. Bu kayaklarla Nohutlu tepesinde beş on metre bile düşmeden kaymayı başarmak, kayakçı sayılmak için yeterliydi aramızda................... (İsmail İlhan)

bir kitap ve bir hayat
bir kitabı ve bir hayatı
düzeltmeye koyuldu kadın
önsözünden kanadığında hayat
harflere ayrışıyordu aklı
gündüz onardığı sözcükler
geceleyin uykusunu yazıyordu
birinden vazgeçecekti kadın........... (R.Işık Güngör)

Maui: Bir Başka Cennet
Mauililer, uzaklaşmak istediklerinde -insan böyle bir adada neden uzaklaşmak ister bilmem ama- Hana tarafına kaçıyorlarmış. Yalnızca 1235 kişinin yaşadığı Hana'ya girdiğimizde insanın burada sükunetten ve huzurdan çıldırabileceğini düşündük. Volkanik çıkıntıların tepesinde, ormanın derinliklerinde, mis gibi rüzgarla serinleyen, her tarafı okyanus bir kasaba düşünün. Ağır çekim hareket eden insanlar, havada elle tutulabilen bir huzur, alçak sesler, dinlenmiş, sakin yüzler. Dalga sesleri...............(Tada Kılınç Karaefe)

Ayışığında Gördüm
Ayışığında gördüm,
Mum ışığında sevdim,
Gün ışığında tanıdım............. (Kıvanç Torun)

Hırsız
Sıcak bir yaz günüydü. Günlük güneşlik hava değişmeye başlamıştı. Batı yönü kararmış, bulutlar yıldırım hızıyla üstümüze doğru geliyordu. Boraydı bu. Çok severdim bu havayı. Biraz sonra deniz kuduracak, fırtınayla birlikte yağmur gelecekti. Kısa sürerdi bu ayların borası. Geldiği gibi giderdi. Arkasında, yere düşmüş yapraklar, saçları ıslanmış çocuklar ve insanın içini bayıltan toprak kokusu bırakırdı............ (Hasan Öztürk)

Çıkış
  .................(Baran Kaya)

İlk Aşk
Tam da benim bulunduğum ağacın altına gelip durdu. Bir dalı tutup eğerek birkaç erik kopardı. Bir yandan görülme korkusu ile dalların arasında iyice büzülürken, bir yandan da ondan gözlerimi ayıramıyordum. İri, mavi gözleri, göklerin tüm maviliklerini yutmuş gibiydi................... (İsmail İlhan)

Bir Uzun Yol
Size değil arkanızdaki ovaya bakıyorum. Bir dere geçiyor ya bastonlarınızın izinden, bulutların arasından kayan bir yıldız gibi. Kırlangıçların göğsündeki aklığı anımsatıyor gömlek yakalarınız. Elimi süremem. Sormayın hiç, inanın bilmiyorum, nasıl böylesine kirli olabilir bu kadar akken. Hafif bir rüzgar gibi geçiyor kasabanın üzerinden, kibirli bakışlarınız. Ya şu ortanızdaki serseriye ne demeli. Parmakları ışıl ışıl. Sanki kuyruklu bir sabah yıldızı duruyor sol avcunun içinde. Nasıl söyleyebilirim ki yüzüne bakarak, ellerinin de kirli olduğunu................. (Burak Kaya)
                                          ©alakalem'deki yazıların tüm hakları yazarlarına ait olup izin alınmaksızın alıntı yapılamaz, kopya edilemez, çoğaltılamaz.