<< Çalakalem <<
Yazı ve artalan renk seçimi : Seçenek-I- | Seçenek-II- | Seçenek-III- | Seçenek-IV- | Seçenek-V- | Seçenek-VI- | İlk Durum



AKP'nin Geleceği


Öncelikle, spekülatif değil, bulgulara dayalı bir tez ortaya atalım.

Zayıf bir muhalefet ve uluslararası konjonktürde görülen düşük faiz, düşük dolar ve 2010'a kadar devam edecek yüksek petrol fiyat rüzgarlarını yelkenlerine alarak AKP'nin bir sonraki seçimlerin kesin muzafferi olacaklarını söylemek için kahin olmak gerekmiyor. Bu donemde toplumun konut sahibi olmayan geniş bir kesimini ev sahibi etme umuduyla faizleri giderek düşürme ve inşaat sektörünü canlandırma politikaları da uygulamaya geçerse, bir anda toplumda "izafi" de olsa refah düzeyinin arttığı hissisinin yaygınlaşması muhtemel.

Bulgular için Türkiye dışına çıkmanız gerek. Samual Huntington'in deyimiyle en az Türkiye kadar "ikiye ayrılmış"¹ bir ülke olan Avustralya'da seçimleri üst üste üç defa Liberal Parti başkanı John Howard kazandı. Secim zaferlerinin sebebi ekonomik. Ama daha çok kendi mühendisliklerinden ziyade dış konjonktürden gelen etkiler.

Emtia fiyatlarının yükselmesi, mineral zenginliği olan Avustralya'yı ihya etmekle kalmayıp, döviz kurlarının da ayni Türk lirasında olduğu gibi ABD doları karsısında aşırı yükselmesiyle sonuçlandı. Pek çok kişinin dikkatini çekmemiştir ama 1999-2002 döneminde Avustralya Doları Angola para birimi ve Türk Lirasından sonra en çok değer kaybetmiş bir ülke parasıydı. Yanlış duymadınız Angola ve Türkiye. Yani fakir ve iç güveysinden hallice bir başka ülkenin para birimleriyle değer kaybetme yarısında aynı kulvarda kalmış bir ülke.

Howardin zaferinin ikincil nedeni Avustralya'da muhalefet partisi olan İsçi Parti'sinin karizmatik bir liderden yoksun olması. (Kızım sana söylüyorum, Deniz Baykal sen anla). Üçüncü olarak ise uluslararası piyasalarda düşen faiz oranlarının rüzgarıyla ev sahipliliği oranını arttırmak gayesiyle Liberal hükümetin yangına körükle gitmesi ve cömert vergi indirimleri sunması. Akabinde artan konut fiyatlarının halka göreceli olarak her şeyin tıkırında gittiği izlenimi vermesi ve artan ev değerlerini krediye dönüştürüp tüketime harcamaları. İşin garibi İngiltere'de de durum çok farklı değil. Blair karşısında güçlü bir muhalefet lideri yok ve ev fiyatları orada da aşırı arttı. Gelin görün ki bütün Irak yalanlarına rağmen ABD yanında taraf alan Blair ve Howard hükümetleri tekrar seçildiler. AKP'nin akıbeti de bu ülkelerin bulgularına dayanıyor.

Su anda AKP hükümetinin henüz başarılı olamadığı en önemli husus ekonomik büyümenin istihdam rakamlarına yeterince yansımamış ve sosyal güvenlik reformunun sekteye uğramış olması. Eğer konut kredisi ve inşaat sektöründeki canlanmayla birlikte hem hizmet hem üretim sektöründe istihdam artışı sağlanabilirse AKP'nin en az iki donem daha Türkiye'de secim kazanabilmesi mümkün. Özellikle ikinci değil ama olası Üçüncü AKP hükümeti döneminde AB'ye kesin üye olma takvimine iyice yaklaşılacağı için bu donemde liderlik kavgalarının ve parti içi bölünmelerin artması muhtemel.

Liderlik konusunda Recep Tayip Erdoğan'ın parti lideri ve başbakan olarak kalmak yerine Ahmet Necdet Sezer'den boşalacak cumhurbaşkanlığı koltuğuna oynayabilecek olması ilk karanlık nokta. Kanımca böyle bir hareket AKP'nin parçalanmasına vaktinden önce yol açabileceği için kaçınılması gereken bir tercih olmalı. Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olması durumunda Abdullah Gül ve Ali Babacan arasında liderlik kavgası yaşanması muhtemel. Eğer parti gerçekten takım çalışması konusundaki kararlılığını sürdürmek istiyorsa öncelikle "herkesin kendi haddini bilmesi" konusunda bir görüş birliğine varması lazım.

Su ana kadar su yüzüne çıkmasa da yabancı dil konuşamayan Erdoğan'ın Ali Babacan'ın ekonomi yönetimi konusunda gösterdiği performansın özellikle batı medyasında kendi liderliğinden daha çok yankı uyandırıyor olmasından rahatsızlık duyuyor olması muhtemel. Büyük bir olasılıkla AB için baş müzakereci arayışlarının uzamasındaki en büyük etkenlerin altında Ali Babacan'ın kendi elinde olmasa bile "kraldan fazla kralcı" görünümü vermiş olması yatıyor olabilir. öncelikle hükümetin ekonomi yönetimindeki basarisi daha doğru bir deyişle konjonktürel kaynaklı olumlu görünümün AKP hükümetinin başarısıymış gibi kamuoyuna lanse etme basarisi sadece Ali Babacan'a ait değil. Faizlerdeki düşüş ve IMF ile ilişkilerin yumuşatılması her ne kadar bu şahsiyetin başarısıysa kamu maliyesinin petrolizasyonunun baş mühendisinin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan olduğu unutulmamalı. bütün bunlara rağmen takım çalışmasının önemi konusundaki inancı ve ülkenin geleceğinin liderlik zaaflarının üstünde tutulması gerekliliği Erdoğan'ın Babacan'ı baş müzakereci seçmesinde bir sakınca görmediğini ortaya koyuyor. Parti içi dinamiklerin şu an için uyumlu çalıştığı yani görev bölüşümünün sağlam temellere oturduğu gözüküyor.

Ali Babacan genç bir lider olarak "ne oldum delisi" olma hastalığına yakalanmadığı müddetçe AKP'de bir liderlik sorunun yaşanmayacağı söylenebilir. Kendisine verilen AB'ye tam üyelik misyonu Babacan'a 2015 ve sonrasına kadar kamu oyunun gündeminde kalabilmesi için verilmiş açık bir çek. Bu çeki vadesi dolmadan nakde çevirmeye kalkarsa Ercan Mumcu'nun akıbetine uğraması kesin.

Mumcu kanımca liderlik konusunda "haddini bilmeyen" genç liderden. Konjonktürel rüzgarın iktidardaki AKP'nin lehine isleyen bir mekanizma olduğunu görebilseydi, bir sonraki seçimde kazanması kesin bir partinin tecrübeli bir bakanı olarak politikada pişmeye devam edecekti. Güzel sesli olmak ve saz çalabilmek Kültür Bakanlığı için uygun artılar olsa bile çözülmekte olan bir sağ partinin liderliğinde bir sonraki seçimlerde iktidarda bulunan yine bir sağ partinin karsına çıkmak gerçekten yürek istiyor. Mumcu'nun partisinin barajı asamayacak bir sonuca kendisini hazırlaması gerekiyor.

Abdullah Gül yaşını da hesaba kattığınızda haddini en iyi bilen liderlerden. Kendisi bu hükümetin başbakanı olarak göreve başlayıp bayrağı karizmasına saygı duyduğu bir şahsiyete devretmiş bir kişi. Üstelik yabancı dil de konuşabilme özelliğiyle Erdoğan'a kıyasla avantajları olmasına rağmen bir zaafa kapılmıyor. Ali Babacan ile liderlik yarışına girme konusunda tereddüttü olacağı imajını veriyor.

Ali Babacan'ın Ercan Mumcu örneğindeki gibi referans olarak alması gereken bir lider daha var: Kemal Derviş. O da haddini bilme konusunda tecrübeli bir şahsiyet. Hiç bir vizyonu olmadığı halde parti içi liderlik sultasını elden bırakmayan CHP başkanı Deniz Baykal'ın yanında toplumdan gelen baskılara rağmen hiç renk vermeden kuzu kuzu kendisine çok önceden çıtlatılmış UNDP koltuğunu bekledi.

Kuvvetle muhtemel ki Ali Babacan ABD tarafından Rato sonrası IMF başkanlığı için mercek altına alinmiş potansiyel bir aday. Kanımca prestiji zayıf da olsa Türkiye Başbakanlık koltuğu yerine uluslararası bu kurumun liderliğini yapmak Ali Babacan'a daha cazip gelecek. Ancak bu koltuğu kazanabilmesi için öncelikle basarisiz IMF programlarının en nihayet Türkiye'de başarıya ulaştığını dünya kamu oyuna göstermek ve de Türkiye'yi AB'ye sokmak. Bunlardan ilkinin olasılığı yüksek. İkincisinin ucu karanlık.


¹ Clash of Civilisations/Medeniyetler catismasi "torn countries" yani ortadan yirtilmis ulkeler. Turkiye icin ortaya atilan tez "Bati-Islam" ikilemi. Avustralya icin ise "Asya-Bati" ikilemi. Huntington'in iddasina gore her iki ulke de oldugundan farkli bir kimlige burunmeye calisiyor.



Afşar Akal (Ocak-Şubat-Mart 2006)

                               



Görüş, öneri ve eleştirilerinizi çal@kalem'e yazabilirsiniz.

Ana Sayfa