<< Çalakalem <<
Yazı ve artalan renk seçimi : Seçenek-I- | Seçenek-II- | Seçenek-III- | Seçenek-IV- | Seçenek-V- | Seçenek-VI- | İlk Durum



Uysal Yurttaş Projesi

Yazarımız Hasan Öztürk'ün 'Uysal Yurttaş Projesi' adlı oyunu, Murat Atak yönetmenliğinde Konya Devlet Tiyatrosunda sahnelenmeye başladı. Oyun ayrıca Malatya ve Elazığ'da da sahnelenecek.

Yurttaşlarını uysallaştırarak herşeye boyun eğer duruma getirmek isteyen bir iktidar ve buna direnen insanların öyküsünü anlatan oyunla ilgili e leştirmen Üstün Akmen, Filiz Arel ve Yaşam Kaya'nın izlenimlerini aşağıda okuyabilirsiniz. Tanıtım filmi için tıklayınız.





Murat Atak'tan ekip çalışması örneği: 'Uysal Yurttaş Projesi'
Üstün AKMEN

Tomris Çetinel yönetimindeki Konya Devlet Tiyatrosu'nun, dünya prömiyerini yaparak 2009-2010 sezonunu açtığı "Uysal Yurttaş Projesi" başlıklı oyun, Sorun Yayınları arasında Nisan 2009 tarihinde yayımlanan Hasan Öztürk'in "Toplu Oyunlar II" kitabında yer alan eserlerden üçüncüsü. "Uysal Yurttaş Projesi", yanılmıyorsam 1995 yılından bu yana Devlet Tiyatroları'nın repertuvar havuzunda yüzmekteymiş. Devlet Tiyatroları'nın 60. yılı etkinlikleri kapsamındaki "60 Dünya Prömiyeri"nden biri olarak Tomris Çetinel ve Usta Yönetmen Murat Atak tarafından havuzdan çıkartılmış ve seyircisine kavuşturulmuş.

"Uysal Yurttaş Projesi", pek bildiğimiz bir olayı yalınlaştırılmış tiyatro diliyle anlatmakta. Yurttaşlarını uysallaştırarak her türlü duruma boyun eğer hale getirmek isteyen bir iktidar ve buna direnen insanların öyküsü, Öztürk'in anlattığı. Başkan'ın buyruklarına uymayıp bir çöplükte açlığa ve yokluğa tutsak edilen insanlar arasında zaman içinde gelişen ilişkiler ve ortama uyum sağlayabilme gücü, seyirciyi bir kez daha insan olma onuru ve sorumluluğu ile yüz yüze bırakıyor. Bir yanda şiddet, açlık, pislik, baskı, aşağılanma, ihanet, cinayet ve ölüm; öbür yanda sevgi, dostluk, yardımlaşma, umut veee doğum…

Hiç kuşku yok ki, dünyanın neresinde olursa olsun askeri darbeyle başa geçen yönetimlerin her daim istediği, o ülkedeki insanların uysal yurttaş olmaları. Bunun için elbette baskı önkoşul. Baskılar giderek tepkilere neden olacağından, yurttaşların doğuştan uysal yaratılmaları akla şıpınişi geliveren en kısa çözüm yolu. Hasan Öztürk'in oyunundaki askeri darbenin başı da, ülkesinde yaşayan ünlü bir profesörün uysal yurttaş yaratabileceğini öğrenmiş ve kendisinden "Uysal Yurttaşlar" üretmesini istemiştir. Gel gelelim, bir aydının bu isteğe boyun eğmesi düşünülebilir mi? Elbette düşünülemez. İyi de, boynunu eğmeyen aydın, faşizmin insan çöplüğünde ayakta durabilir mi?

Hasan Öztürk'in işlediği ya da kısmen biçimlendirdiği veya çizmek istediği sorun, hiç kuşkum yok ki devletin yapısında, uygulamalarında ve yönetim biçiminde. Bir gerçek var ki devlet, egemen sınıfların baskı aracından başka bir şey değil. Günümüzde bu konu, yeterince açılmış, tartışılmıştır. Örneğin, ülkemizde oligarşi dediğimiz egemen sınıflar ittifakının düzenini sürdürebilmesi, ancak faşizmle mümkün olabilmektedir. Çeşitli faktörlere bağlı olarak, bazen açık, bazen de örtülü-gizli olarak uygulanan faşizmi, 12 Eylül 1980 darbesiyle açık uygulamaya sokan cunta, icraatını iş birlikçi, tekelci burjuvazi ve ABD emperyalizminin ekonomik-siyasi çıkarlarına göre biçimlendirirken, hazırladığı anayasayla da açık faşizmi kalıcı kılmak istemiştir.

Oyunu sahneye taşıyan Murat Atak, metin üzerinde titiz oynamalarıyla "onların" bilimsel ve özgür düşünceye karşı olduklarını öncelikle öne çıkarmış. Sağır-dilsiz görevliyi sivrilterek "onların" her zaman kendilerine "kayıtsız şartsız" boyun eğecek "sürüler" istediklerini ve bunu gerçekleştirmeye çalıştıklarını zekice buluşlarla yazarın hiç de kötü olmayan dilinden de öne geçerek anlatmış. Öyle değil mi ama?.. Faşizmin bu mantığı, özgül durumlara uygun bir biçimde her zaman gündeme getirilmez mi? Öztürk'in; "Ezilen sınıf ve katmanlar, böyle dönemlerde sömürünün uzun vadeli çıkarları uğruna sessizleştirilmeye, sindirilmeye, boyun eğdirilmeye çalışılırlar" özdeyişini sahneye pek bir güzel yansıtmış.

Murat Atak, açık yüreklilikle söylemek isterim ki, Hasan Öztürk'in zamana karşı kendini bağlamaksızın göstermek istediği olayları ve durumları esas almış, bunlar arasındaki bağlantıları göstermiş, böylece olayların eş zamanlılığının altını çizmiş. Olayları yineleyerek başka görüş açısından eleştirel yorum getirme yolunu seçmemiş.

Oyuncularına karakterlerin "refleksiyon"unu fevkalade anlatmış.

Murat Atak, Behlüldane Tor (Dekor), Funda Çebi (Kostüm), Ersen Tunççekiç (Işık), Gürkan Çakıcı (Müzik) gibi yaratıcıların farklı bileşenlerini öyle güzel bir araya getirmiş ve de öylesine bir eşgüdüm sağlamış ki, şaşırtıcı bir reji çıkmış ortaya. Behlüldane Tor'un dekor anlayışı, sadece olayın geçtiği mekanı yansıtmakla kalmamış; oyuncunun kabullendiği, kavrayabildiği, yabancılık çekmediği, hareketlerini kısıtlamadığı bir ortam yaratmış. Funda Çebi'nin kostümleri karakterlerle iyi özdeşleşmiş. (Çebi'nin kostümlerine asla sözüm yok da, Görevli'nin kostümü acaba asker kostümü olsaydı daha mı iyi olurdu diye düşündüğümü de söylemeliyim!) Işık tasarımına imza atan Ersen Tunççekiç, yönetmenin düşüncelerini ve yorumunu hem çok iyi kapmış, hem de oyunun temasını, atmosferini, seyirciye ulaştırılacak iletiyi, zaman ve mekan kavramlarını, oyunun sosyal durumunu mükemmel kavramış, dolayısıyla da başarıyı yakalamış. Genç Müzisyen Gürkan Çakıcı'nın besteleri ve orkestrasyonu etkileyici ve oyuna katkı sağlar nitelikte.

Murat Atak, eşgüdüm çalışmasını teatral üretimin "klavyesi" olarak kullanmış, sahne olarak yeğlediği "çöplükteki" (mağara değil) ögeleri devreye sokarak, daha rahat kavranabilir kıldığı öykünün açıklama ve yorumu işine girişmiş. Rejisini, eksiksiz organik bir dizge olarak kurmuş. Hal böyle olunca, her öge, bütün içerisinde birbiriyle kaynaşmış. Ögeleri bütün içerisinde birbirleriyle kaynaştırırken, (bana sorarsanız) sevgili Yaşam Kaya'nın söylediğinin aksine (Tiyatronline-5 Ekim 2009), In-Yer-Face türünün yanına bile yaklaşmamış. Hiçbir şeyin rastlantıya bırakılmadığı Murat Atak rejisinde, bütünün kavranışı kapsamında işlevler üstlenilmiş ve bu üstlenişler yapının çatısını çatmış.

Murat Atak, rejideki başarısının yanına, takım oyunculuğunu "tesis" etme başarısını da eklemiş. Tüm kadro aynı tempoda, uyum içinde bir oyun çıkarıyor. Alpay Aksum (Profesör), oyunun verilerinden kaynaklanan duyumlarla, o denli güzel bir uyum içinde ki! O uyum içinde, Profesör'ün yaşamının gerçek duyumunu, içsel yaratıcı durumunun içine öylesine güzel akıtıyor ki! Volkan Çetinkaya (Görevli), fiziksel varlık çizgisini, oyun boyunca sürdürüyor. İçinde yaşattığı Görevli'yi özümsemiş bir kere... Görevli'nin bütün duygulanımlarını yerli yerine oturtmuş. Şebnem Büyükkalkan, Kadın'ı ruhu, istekleri, özlemleri, imgelemlerinin parçalarıyla biçimlendirmiş. Kadın, kendi karakteriyle, kendi bireysel rengiyle yaşıyor. Gökçe Yurtsal, oyunun genel atmosferini ve Araflı'nın ruh halini pek güzel duyumsamış. Ozan Çobanoğlu'na, sanki cebindeki kırmızı düğmeye sahip çıkamayan Asistan'ın ruhu sinmiş.

Özetlemek gerekirse; Murat Atak, Konya'da kariyerine ekleyeceği iyi bir iş bitirmiş. Bizlere de oyundan çıkarken; "Ne mutlu düşünen, değerlendiren, sorgulayan, hukuki ve ahlaki değerler çerçevesinde karşı durmayı bilen, kırmızı düğmesine sahip çıkan yurttaşlardan oluşan demokratik ülkelere" dedirtmesini bilmiş.

Benim kocaman "helal olsun"umu, anasının ak sütü gibi hak etmiş.

Bu yazı Üstün Akmen'in, Evrensel Gazetesindeki yazısından alınmıştır.






Uysal Yurttaş Projesi'nin Başarısı
Filiz SANAÇ AREL


Konya Devlet Tiyatrosunda sergilenen bu oyun, yönetmen Murat Atak'ın sahnedeki başarısı, ama aynı zamanda insanlık onurunun başarısızlığıdır. İnsanlığın tarihsel süreci içinde bu manzaralara çok sıkça rastlanmıştır. Halen de rastlanmaktadır. Ne üzücü değil mi?

Ülkesinin geleceğinden endişe eden toplumdaki aydın kişilerin tüylerini diken diken edecek ve ayakta dakikalarca alkışlatacak bir oyun.

Seyrettiğim gece de öyle oldu, bütün bir salon ayakta dakikalarca alkışladı. Kutlarım! Bunu bize yaşatanları ve sahnedeki başarıyı.

Oyunu Türk Tiyatro seyircisine kazandıran Hasan Öztürk'ün, böylesine acı, işkence, açlık ve çaresizlik dolu bir metni nasıl yazdığını merak etmiştim. Ne kadar üzücü ki yaşanarak yazılmış.

Doğru yorumu ve rejisi ile yönetmen Murat Atak seyircide hiç bir bellek boşluğu bırakmıyor. Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş ve çalışılmış. Dekoru, kostümü, ışığı ile kusursuz bir sahne düzeni içinde, oyun hiçbir görsel kesinti olmadan sahnelenmiş.

Oyunun dekoru, mağaranın havasızlığını, soğukluğunu çok güzel veriyor. Duvardaki havalandırmalar oyun boyunca dönüyor. Zaman zaman hızlanarak adeta et kıyma makinelerini andırıyor. Rahatsız ediyor. Amacına ulaşmış. Dekor tasarımında Behlüldane Tor'u kutluyorum.

Kostümler Funda Çebi'nin tasarımı. Pis, yırtık pırtık, basit kumaşlardan hazırlanmış.

Işık gerçekten çok güzel kullanılmış. Oyun başladığı anda ve daha sonra zaman zaman oyunun kreşendolarına bağlı olarak kullanılan spotlar, birdenbire gözünüzün içine çakıyor, gözleriniz o aydınlıkla bir anda kamaşıyor, neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz. Aynen işkence odalarında verilen ışık gibi, bir anda kendinizi işkence odalarında zannettirecek kadar yadırgatıyor ve kendine getiriyor. Bir gün herkese… der gibi. Ersen Tunççekiç ellerine sağlık.

Müzik Gürkan Çakıcı'ya ait. İlk başlarda bir viyolonsel sesi, adeta insan inlemesi gibi. Gittikçe ses ve ritim yükseliyor. Diğer enstrumanlar da katılıyor. Sanki toplu halde insanlar çığlık atıyorlar. Müzik, işkence sırasında atılan çığlıklara benziyor.

Oyun, hapishane olarak kullanılan bir mağarada geçer. Mağara üç bölümden oluşur.
A bölümünde yiyecek içecek hiçbir şey yoktur. B bölümünde sadece su, C bölümünde ise su ve günde bir kez yağsız lapa verilir. Oyun C bölümünde geçer. Kurukafaların olduğu, insan ölüleriyle yaşanan son derece pis bir yerdir.

Temizlik yapmak yasaktır. Ülkede darbe yapılmıştır. Burası, darbeyle ülkenin başına geçen başkanın, kendisine karşı gelenleri cezalandırdığı bir yerdir. Oyun, iki profesör, fahişe (Ayışığı), asistan ve görevli arasında geçer. Profesörlerden mağaraya ilk getirilen ünlü bir bilim adamıdır. Uysal yurttaş aşısını "başkana" vermediği için buradadır. Ünlü profesörü Alpay Aksum oynuyor. Ayakta zor duran bitkin halini biraz daha ekonomik kullanabilirdi. Ancak ilk gecenin heyecanından olsa gerek. Sonradan oyununu oturtacak kadar bilinçli ve yüreğiyle oynuyor. Mağaradaki böcekleri yiyerek protein alan böylece hayatta kalmayı başaran profesörün hayallerini hiç kimse elinden alamıyor. Bu kötü koşullardaki mağara hapishane bile. Görevli rolünde Volkan Çetinkaya. Sağır ve dilsizdir. Mahkumları çöp arabası içinde getirir, sahneye atar. Acımasızdır. Çocuğu olacağını öğrendikten sonra değişir. İşkence yapan o acımasız insan gitmiş sanki yerine başkası gelmiştir. "İşkence yapılan insanın değil, işkence yapan insanın onuru kırılır." Çünkü bütün insani duyguları sevgi, acıma, vicdan gibi hepsi elinden alınmış, robotlaştırılmıştır. Görevlinin insana dönüşü oyunda çok güzel verilmiştir.

Diğer felsefe profesörü Araflı'nın birçok önemli kitapları vardır. Kendisinden din işlerinden sorumlu Bakan olmasını istemişler, kabul etmeyince buraya yollamışlardır. Araflı rolünde Gökçe Yurtsal sahnede biraz daha az dolaşması gerektiğini kendisi de biliyordur. Ancak daha öncede belirttiğim gibi ilk gecenin heyecanı olsa gerek. Kadın (Ayışığı) rolünde Şebnem Büyükkalkan'ı görüyoruz. Başkanla yatmayı kabul etmediği için buradadır. Sahneye yakışan bir oyuncu.

Sayılarının fazlalığı toplumların yok olmasına neden olabilecek her devrin insanını Ozan Çobanoğlu oynuyor. Ünlü bilim adamı profesörün asistanıdır. Oyun boyunca kendisinden nefret ettirmeyi başarıyor.

Uysal Yurttaş Projesi'nde seyrettiğim oyuncular amatör bir ruhla ama bütün yürekleriyle oynuyorlar. Çok etkilendim. Bu ruhu yaratan yönetmen Murat Atak'ı ve devam ettiren Konya Devlet Tiyatrosu Müdürü Tomris Çetinel'i kutluyorum.

Daima yeniliklere açık olan Devlet Tiyatrosu Genel Müdürü Lemi Bilgin'in böylesine toplum sorunlarını dile getiren bu oyunu Ankara ve İstanbul seyircisiyle buluşturacağından eminim. İyi seyirler.

Filiz Sanaç Arel / 12 Ekim 2009






Konya Devlet Tiyatrosu'nda Uysal İnsan Projesiyle Demokratik Açılım...
Yaşam KAYA


Devlet Tiyatroları 1 ekimle beraber Türkiye genelinde perdelerini tiyatro severlere açtı. Bugüne dek süre gelen tabuların yıkıldığı bir tiyatro yılının yaşanılacağını gösteren oyunlarla seyirci karşısına geçen Devlet Tiyatroları, Ankara'nın ve İstanbul'un dışında kalan bölgelerle büyük yankılar uyandıracağa benziyor. Diyarbakır'da gösterilen Orhan Asena oyununda Kürtçe konuşmalar ve şarkılar yer alırken, Konya'da perde diyen ve sezonun en önemli gösterilerinden birisine aday Uysal İnsan Projesi ile demokrasi kavramını insanların belleğine yerleştirecek gibi gözüküyor. Murat Atak gibi Devlet Tiyatroları'nın cesur yönetmenleri sayesinde, bilinçli ve demokratik yaşantıyı özümsemiş insanların sayısı günden güne çoğalacak

Sezonun başladığı ilk hafta kabul edilen ekim ayının ilk haftasını genellikle İstanbul'daki tiyatroları izleyerek geçirdiğimiz için, bu sezon farklı bir durumla Konya Devlet Tiyatrosu'nun davetlisi olarak kendimizi Konya'da bulduk. Devlet Tiyatroları'nın aldığı karar gereği, bugüne oyunu sahnelenmemiş yazarların oyunlarının perde diyeceği bir konseptin doğrultusunda oluşturulan Uysal İnsan Projesi, Avrupa modern tiyatrosunun önemli akımı İn Your Face teknikleriyle izleyiciye aktarılıyor.

Oyunda her hangi bir yerde ve her hangi bir zamanda yaşanılan faşist darbe sonucu halk iradesi yok olmuştur. Uysal İnsan Projesi adı altında insan zihnini kontrol etmeye yönelik bir proje üzerinde çalışan profesör ile ateist olduğu gerekçesiyle yine başka bir profesör insan kıyımlarının yapıldığı bir işkencehaneye atılırlar. Başlarında bulunan sağır ve dilsiz gardiyanın zulmlerine direnerek hayatlarına devam etmeye çalışan bu iki profesöre daha sonra bir faşihe ve Uysal İnsan Projesi ni ele geçirmek isteyen bir bilim adamı dahil olur.

İnsanların acımasızca kesildiği ve dövüldüğü işkence zindanında, insanlar hayatta kalabilmek için yerdeki böcekleri bile yemek zorunda bırakılmışlardır. Gardiyanın ve darbeci başkanın işkencelerine boyun eğmeyen iki profesör ve fahişe, boyunlarına takılan kırmızı madalyonu teslim edip, darbecilerin tüm isteklerine boyun eğmeleri karşılığında serbest bırakılacaklardır. Madalyonu teslim etmeyerek içeride direnen üç insan, dışarıda faşizme karşı direnen insanlara umut olacaklardır.

Oyunun yazarı Hasan Öztürk, ele aldığı yapıtında didaktik ögelere fazla önem gösterse de, Devlet Tiyatroları'nın dahiyane yönetmeni Murat Atak bunları kararında göstermeye özen göstermiş. Yazarın ele aldığı konu azımsanmayacak derecede önemli ve günümüz politik yelpazesine ışık tutuyor. Tüm bu durumları çok güzel analiz eden Murat Atak, oyunun içine yerleştirdiği gerçekçi işkence sahneleri ile insanları oturdukları koltuklara çiviliyor. İngilizlerin önemli teatral tekniği İn Your Face Tiyatro temelinde bir anlayışla oyunu sahneye aktaran yönetmen, oyuncuları da sahnede büyük ölçüde rahatlatmayı başarmış. İşkenceyi sahnede yaşayarak oynayan oyuncular, aldıkları darbelerle beraber müthiş bir performans sergiliyorlar.

1.Profesörü Alpay Aksum; 2. Profesörü (Araflı) Gökçe Yurtsal; İşkenceciyi Volkan Çetinkaya; Fahişeyi Şebnem Büyükkalkan; Asistanı Ozan Çobanoğlu oynuyor. Ekip içinde kişi olarak hiç kimse ön planda değil. Ekibin uyumu, oluşturdukları müthiş enerji ile sahnede ışıl ışıl parlamalarını sağlamış. Fakat, oyunda direnç noktası oluşturan ve formülü vermeyerek ölümü göze alan 1. profesör Alpay Aksum ekibin lideri konumunda. Volkan Çetinkaya daha önce izlediğim ve yazdığım Buzlar Çözülmeden oyunundaki gibi olağanüstü başarılı. Elindeki jopla acımasız karakterini yüceltiyor. Şebnem Büyükkalkan'ın canlandırdığı fahişe karakteri de oyunda önemli bir yerde duruyor. 2.profesör ölmesin diye, gardiyanla yatması ve hamilelik dönemi insanları duygu seline sürüklüyor. Gökçe Yurtsal, ateist karakterinin delirme sürecine dek aldığı yolda sonuna kadar başarılı. Uysal İnsan Projesi ni çalmak için zindana gelen muhbir bilim adamı rolünde izlediğimiz Ozan Çobanoğlu'da ekibin başarısına büyük katkılar sunuyor.

Behlüldane Tor'un işkencehaneyi resmeden dekor tasarımı da oyunun önünü açan bir diğer önemli ayrıntı. Özellikle de pervane şeklindeki kıyım makinelerinin gölgesi, gerilimi doruk noktasında tutuyor. Funda Çebi'nin oluşturduğu giysiler her anlamda eksiksiz. Ersen Tunççekiç'in kırmızı ışıkları sahneye boydan boya değiştirerek, olumsuz şartların resmini çizmiş.

Uysal İnsan Projesi düşünmeyen, eleştirmeyen ve her yanlışa zulme boyun eğen insan prototipinin oluşmaması adına konulmuş cesur bir oyun. Murat Atak oyunu sahneye aktarırken Türkiye'de yeni yeni kendisine yer edinmiş İn Your Face tiyatro tekniklerini kullanıyor. Ve bunu da herkese ders verecek şekilde mükemmel gerçekleştiriyor. İnsanların yüzüne karşı vurarak, izleyenleri rahatsız ederek ortaya konulan bu cesur oyun için Konya Devlet Tiyatrosu Müdürü Tomris Çetinel'i de kutlamak gerekli. Oyun, Demokratik Türkiye özlemi doğrultusunda Elazığ, Malatya turnelerine çıkıyor. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin bu şahane gösteriyi en kısa zamanda İstanbul sahnelerine taşımalı. İstanbul izleyicisini de demokratik toplum özlemine ortak etmeli.

Bu yazı Yaşam Kaya'nın, Tiyatro Online'daki yazısından alınmıştır.





Konuk Yazar (Nisan-Aralık 2009)

                               



Görüş, öneri ve eleştirilerinizi çal@kalem'e yazabilirsiniz.

Ana Sayfa